Aralık 20, 2011

KİM KİMDİR?

Kim-Jong Un... 
O, Kuzey Kore lideri Kim-Jong Il'in üçüncü ve en genç oğlu. 
Ve kuşkusuz bundan böyle dünya adını çok daha sık duyacak. 
Babasının ölümü Kuzey Kore'yi yasa boğdu. 
Şimdi tüm gözler onda. 
Nasıl olmasın ki! 
"Büyük Veliaht" ilan edildi.  
Dünyanın en kapalı ülkesi bundan böyle ondan sorulacak. 
Peki, babasının ölüm gününde ülkenin kuzey kıyılarında füze denemesi yapan bu genç adam kim?





Aslında hakkında çok bilgi yok,  anlatılanların çoğu iddiadan ibaret. Hatta doğum tarihi bile tartışmalı. 1983 ya da 1984'de doğduğu sanılıyor, bazı kaynaklar 1982’yi işaret ediyor. Pyongyang’a göre ise 8 Ocak 1984’de dünyaya geldi. Babası iyi eğitim görmesini istedi. İsviçre'de İngilizce eğitim veren Berne School’a gitti, 2000'e dek bu ülkede kaldı. "Pak Çol" takma ismini kullandı. Daha sonra Gümlingen'deki bir devlet okulunun yolunu tuttu. Babasının ne iş yaptığını soranlara hep "Şoför" yanıtını veriyordu. Güvenlik için kimliğinin gizli tutulması Pyongyang yönetiminin emriydi ama o dayanamayıp arkadaşlarından birine Kuzey Kore liderinin oğlu olduğunu itiraf etti. Tabi ona inananacak kimse çıkmadı.



Kim-Jong Un arkadaşlarına göre utangaç bir gençti. İletişim kurmaktan kaçınıyordu. Fakat rekabetçi karakterini hemen fark ettirdi.  Hele basketbol söz konusu olduğunda. İdolü bir Amerikalı; basketbolun efsane ismi Michael Jordan’dı. Hatta arkadaşlarının iddiasına göre Kobe Bryant ve Toni Kukoç gibi meşhur basketbolcularla tanışıp fotoğraf çektirmişliği bile vardı.



Baba Kim'in oğlunun eğitimi için İsviçre’yi seçmesi ise boşuna değildi. Zira İsviçre Kore yarımadası'ndaki kargaşada tarafsız tutum takınan ender ülkelerden biriydi. Kim-Jong Un babasının emriyle yurtdışında eğitim görüyor, yabancı diller öğreniyordu ama o da bir çocuktu. 2001'de sahte pasaportla Tokyo’daki Disneyland'ı ziyaret edince yakalandı. Ağabeyinin "kadınsı" (!) tavırları babasını rahatsız etmeseydi kim bilir belki de suratına kapatılan liderlik kapısı yeniden aralanmayacaktı. Kim; babasının gözünden bir daha düşmemek için çok dikkatli davrandı.

 

Kore'de bilgisayar bilimi eğitimi gördü. Yıllarca gözden ırakta olmayı başardı. Öyle ki; 11 yaşından 2010 Haziran’ına dek tek kare fotoğrafı dahi çekilmedi, çekildiyse de kimse onun yüzünü göremedi. Parti konferansına kadar. O toplantıda babasının iki yanındaki koltukta yer alması liderlik koltuğunun varisi olduğunun da açık bir kanıtıydı. Zaten birkaç ay sonra "Daejang"lığa getirildi. Genç adam Kuzey Kore ordusunun generali ve iki numaralı ismiydi. Hem de hiç bir askeri deneyimi olmamasına rağmen...



Babasının eski yaverine göre Kim-Jong Un Kuzey Kore toplumunun içinde bulunduğu durumu içten içe sorguluyordu. Hatta bir gün "At biniyor, basketbol oynuyor hatta jet-ski'ye bile binip eğleniyorum. Peki ya Kuzey Kore halkının hayatı ne âlemde?" diye ülkesindeki yoksulluğu eleştirdiği iddia edildi. Tabi bu iddia da diğerleri gibi doğrulanmadı.



Kimine göre Kim-Jong Un ordu ve partiye kendini kabul ettirdi.

Bazıları ise siyasi tecrübeden yoksun genç liderin otorite krizine yol açabileceği düşüncesinde. Kim-Jong Un’un yurtdışı deneyimi pek diplomatik görünmese de sırf bu yüzden babasına kıyasla daha yenilikçi olabilağı aşikar. 1996 ile 1999 arasında bir milyon insanın açlıktan öldüğü ülkede; çiçeği burnunda liderin sefalete rağmen nükleer silahlanma programına devam edip etmeyeceği ise belli değil. Şimdilik tek bilinen bundan böyle atacağı her adımın, vereceği her kararın onun için Disneyland’a kaçak  girmekten çok daha riskli ve önemli olacağı.



Kasım 21, 2011

ÜLKESİ DÜŞERKEN YÜKSELEN ADAM: MARIANO RAJOY


"Rajoy halkı daha mı güzel öpecek?"
Sorunlu bir ekonomi...
Bıkkın bir halk...
Çözüm bekleyen ETA sorunu...
Ve İspanya'nın yeni lideri Mariano Rajoy...
Tüm sıkıntılar üst üste geldi, halk sosyalistlere güvenini yitirdi...
Beklenen oldu...
Merkez sağ Halk Partisi'nin lideri Rajoy en çok oyu topladı...
Sosyalistlere en az 10 puan fark attı...
"En kötü şey İspanya hakkındaki şüpheler ve güvensizlik duygusu... Önceliğim güveni yeniden tesis etmek..."
Yılların kaybedeni Rajoy; bu sözlerle geldi iktidara...
Yunanistan, İrlanda, İtalya ve Portekiz'in ardından şimdi de İspanya'da lider değişti...
Euro bölgesi'ndeki kriz siyaseti etkilemeye devam edecek...
Zaten halkın pek de karizmatik bulmadığı Rajoy'un seçim kampanyasında en büyük kozu ekonomiydi...
56 yaşındaki siyasetçi her beş kişiden birinin işini kaybetmesini eleştirdi...
İş ve ayağa kalkacak bir ekonomi vaad etti...
Yerel seçimlerdeki zaferi aslında bugünün habercisiydi...
Rajoy eski İçişleri Bakanı...
En geç 20 Aralık'a dek Kralın huzuruna çıkıp yemin edecek...
Ancak o daha yemin etmeden uluslararası piyasalar haberi olumlu karşıladı...
Merkez sağdaki partinin ilk hedefi kamu açığını azaltmak...
Rajoy yapacağı reformlarla ülke ekonomisini daha rekabetçi kılmak istiyor...
Ancak işi zor...
Ülkenin borçlanma maliyeti son 14 yılın zirvesinde...
Madrid yönetiminin olası bir kurtarma paketine sıcak bakmadığı konuşuluyor...
Uslubunu iyice muhafazakarlaştıran siyasetçinin ETA karşısında izleyeceği politikada bir başka merak konusu...
Seçim sonrası Rajoy'un "Mucize beklemeyin" açıklaması ise aslında klasik sağ muhafazakar söylemden öteye gidemiyor.
Ve aslında o iki kelimenin anlamı şu; "Biz de ekonominin kötü olmasından nemalanıp iktidara geldik. Öyle  düzelteceğimizi falan ümit etmeyin. Ha, olur da birkaç şey değişirse işte o zaman siz sevinir biz de bir şekilde övünmesini biliriz."


Ekim 20, 2011

KADDAFİ; BİR LİDERİN PORTRESİ



42 yıl…
Tam 42 yıl boyunca hiç bir ünvanı olmadan koca Libya’yı yönetti…
Ülkedeki tüm aşiretleri ikna etmeyi başarmış genç bir albaydı…
Henüz 27 yaşındayken kral idris’i kansız bir darbe ile koltuğundan indirdi…
Muammer Kaddafi Sirte yakınlarında, bir çölde geldi dünyaya…
Gençliğinde tek bir idölü vardı: Mısır lideri Cemal Abdül Nasır…
1956’da Süveyş krizi patlak verdiğinde sokaklara dökülen binlerce İsrail karşıtı eylemciden biriydi…
Askeri liseye başladı…
Kraliyeti devirme fikri işte o dönemlerde girdi aklına…
İngiltere’de askeri eğitimini geliştirdi…
Ve bingazi’ye döndü…
1969’da askeri darbeyi burada başlattı…
Kaderin bir cilvesi; onu yıllar sonra devirecek isyancıların da başlangıç için adresi yine aynı yerdi…
  
Felsefesini yeşil kitap ile ortaya koydu…
Siyasi rotası hem komünizme hem kapitalizme alternatif sunmaya çalışıyor, islam’ın ilkelerine de dayanıyordu…
Kitlelerin devleti adını verdiği cemahiriye’yi oluşturdu…
Sisteme göre iktidar binlerce halk komitesinin elindeydi belki ama gerçekte kaddafi ülkeyi rakipsiz ve bir başına yönetiyordu…
  
O, etkisini bölgesine de yaymaya çalıştı…
Çad’a ordusunu gönderdi, 1973’te Aozu Şeridi'ni işgal etti…b
Batı Afrikalı isyancı gruplara topraklarını açtı…
Onlar arasında Berberi Tuaregler de vardı…

Batı’nın Kaddafi’yi dışlamasının ardında ise IRA ve FKÖ gibi örgütlere verdiği destek yatıyordu…
Gelmiş geçmiş birçok Amerikan Başkanı ona hiç ama hiç ısınamadı…
Hatta Reagan dönemin lideri için “çılgın köpek” ifadesi bile kullandı…
Amerika bununla da yetinmedi…
Avrupa’da düzenlenen bazı terör saldırılarından libya sorumlu tutuldu…
1986’da Trablus ve Bingazi’ye hava saldırıları düzenledi…
O saldırılarda Kaddafi’nin evlatlık kızı da öldü…
Kaddafi, arap ülkeleri ile birlik için çok çabaladı…
Ama muhatap bulamayınca 1990’larda yüzünü afrika’ya çevirdi…
Hayalciydi…
Afrika Birleşik Devletleri kurulmasını önermesi bunun kanıtıydı…
Bu model; sadece Afrika Birliği’nin zeminini oluşturabildi…
Bu dönemde salt fikirleri değil; giyim tarzı da değişti…
Geleneksel Afrika kıyafetleri kuşanmaya başladı…
Gittiği her yere çadırını götürmesi; dünya liderlerini o çadırlarda ağırmasıyla medyanın da ilgisini çekti…
Halkı yoksulluk içindeydi belki ama onun sadece İsviçre bankalarında 30 milyar doları aşkın servekti olduğu iddia edildi…
2000’li yıllar hem onun hem de ülkesi için sıkıntılıydı…
Zira yaptırımlar Libya’nın belini büküyordu…
“Kitle imha silahlarını geliştirmekten vazgeçiyorum” deyince Batı ile istediği yakınlaşmayı sagladı…
Lockerbıe faciası için tazminat ödemeyi kabul etti…
Bu, beraberinde Washıngton ile ilişkilerin yeniden başlaması anlamına geldi…
Dışlanmış Albay yeniden kabul gören bir lidere dönüşüyordu…
Kısa bir süreliğine olsa da…

Ama yaşı ilerledikçe söylemleri iyiden iyiye garipleşmeye başladı…
Kendini Libyalıların “ruhani kılavuzu” olarak görüyordu…
Muhaliflere göre ise yönetim üzerinde çok sıkı bir denetim sağlamış acımasız bir adamdı o…
İnsan hakları ihlalleri hep konuşuldu…
Toplu faaliyetlere girişilmesini yasaklayan yasanın varlığı bile ülkedeki ifade hürriyetini anlamak için yeterliydi…
O yasayı ihlal edenler sorgusuz sualsiz hapise atıldı, bazıları idam edildi…
Gözaltındaki işkenceler ise cabasıydı…
Arap dünyasındaki değişim dalgası Tunus ve Mısır’ın ardından onun ülkesine de uğradı…
Batı ile yine arası açılmıştı…
Bingazi'de patlayan isyan hareketini bastırmak için ağır silahlardan yararlanan Kaddafi'ye karşı NATO girdi devreye…
Dünyanın en büyük dokuzuncu petrol üreticisi Libya’nın semalarında batının helikopterleri havalanmaya başladı…
O destek yavaş yavaş Kaddafi’nin sonunun da habercisi gibiydi…

Gerçekten de yardımlar isyancıların işine yaradı…
İbre artık muhaliflerden yanaydı…
Çok geçmeden Kaddafi’nin 42 yıllık iktidarı sona erdi…
Ağustos’ta firar etti…
Uluslar arası ceza mahkemesi o ve ogulları hakkında tutuklama emri çıkarttı…
Suçu; sivillere karşı sistematik saldırıydı…
Ağustos’tan bu yana ülkenin güneyinde çöllerde saklandığı, hatta yıllar önce ülkeyi kabul ettiği Tuareglerin onu koruduğu söyleniyordu…
Ama Kaddafi son kalesi’nde çıktı ortaya…
Ulusal geçiş konseyi güçleri onu doğum yeri Sirte’de enseledi…
Her iki bacağından da yaralıydı…
NATO saldırısından kaçmaya çalıştığı sırada vurulduğu ve ağır yaralı olduğu söyleniyor…


FASİT DAİRE



"Mutlaka hesabı sorulacak."


"İntikam çok büyük olacak."


"Bağrımıza taş basacağız.
"


"Allah helak etsin."


"En şiddetli şekilde cezalandırılacaklar."


"Türkiye'yi desteklemeye devam edeceğiz."


Yukarıdaki cümlelerin kimlere ait olduğunu yazma gereği bile hissetmiyorum.


Ama şu paragraf, George Orwell'e ait ... 


"Savaş kazanmak amacıyla yapılmaz, aksine savaşın sürekli olması istenir…Toplumdaki hiyerarşinin sürmesi ancak yoksulluk ve cehalet temeli üzerinde sağlanabilir. Savaş başlatma çabası her zaman için, asıl olarak, toplumu açlığın eşiğinde tutmak için planlanır.Savaş, egemen grup tarafından kendi vatandaşlarına karşı yürütülür ve bu savaşın amacı zafer kazanmak değil, aksine toplumun mevcut yapısını sağlam tutmaktır."


Bu ülkede bir savaş var...


Ve biz sadece ağlıyor, sadece isyan ediyor ve aslında sadece kandırılıyoruz...


Ne zaman bu konuda herkes hemfikir olacak, o zaman tüm çocukların yüzü gülecek...